2026’da okullar ne zaman kapanıyor üzerine hazırlanmış bu rehberde Asroyaldoor olarak işin özünü net biçimde aktarıyoruz.
2026’da Okullar Ne Zaman Kapanıyor? Eğitim Yılının Sonuna Pedagojik Bir Bakış
Bir eğitim yılının sonuna gelmek, yalnızca takvimde bir kutucuğun işaretlenmesi değildir. Bir çocuğun ilk kez cesaret edip söz aldığı, bir problemin çözümünü sonunda kavradığı, bir kitabın sayfalarında kendine yeni bir dünya bulduğu ya da başarısız olduğu bir denemeden sonra yeniden ayağa kalktığı uzun bir yolculuğun küçük bir dönüm noktasıdır. Bu nedenle “2026’da okullar ne zaman kapanıyor?” sorusu ilk bakışta yalnızca bir tarih sorusu gibi görünse de aslında eğitim, öğrenme, dinlenme ve gelişim hakkında daha geniş soruları da beraberinde getirir.
Türkiye’de 2025-2026 eğitim öğretim yılı 26 Haziran 2026 Cuma günü sona erdi. Millî Eğitim Bakanlığı çalışma takvimlerinde bu tarih, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ders yılının ikinci kanaat döneminin sona erdiği gün olarak yer aldı. Böylece öğrenciler için yaz tatili başladı; ancak pedagojik açıdan bakıldığında öğrenme sona ermedi. Çünkü öğrenme, zilin çalmasıyla başlayıp biten bir faaliyet değil, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin yaşam boyu devam eden bir parçasıdır.
2026’da Okullar Ne Zaman Kapandı?
2026 yılı için en çok merak edilen tarih netti: 2025-2026 eğitim öğretim yılı 26 Haziran 2026 Cuma günü sona erdi. Aynı gün öğrencilerin karne süreci de tamamlandı ve yaz tatili dönemi başladı.
Ancak “okullar ne zaman kapanıyor?” sorusunu yalnızca tatilin başlangıç tarihi üzerinden değerlendirmek, eğitim deneyiminin önemli bir bölümünü gözden kaçırabilir. Çünkü okulun kapanması, öğrenmenin kapanması anlamına gelmez. Hatta yaz ayları; merakın, keşfin, oyunla öğrenmenin, kitap okumanın, doğayla temasın ve çocuğun kendi ilgi alanlarını keşfetmesinin son derece değerli olduğu bir dönem olabilir.
Takvimdeki Tarih ile Öğrenmenin Zamanı Aynı Şey Değildir
Bir öğrencinin akademik yılı 26 Haziran’da tamamlanmış olabilir. Fakat örneğin bisiklet sürmeyi öğrenmek, bir bitkinin büyümesini gözlemlemek, aile büyüklerinden geçmişe ilişkin hikâyeler dinlemek, bir müzeyi ziyaret etmek veya kendi başına bir kitap seçmek de öğrenmenin farklı biçimleridir.
Burada önemli bir pedagojik ayrım ortaya çıkar: okul eğitimi ile öğrenme birbirinin eş anlamlısı değildir. Okul, öğrenmenin sistematik ve yapılandırılmış biçimde gerçekleştiği en önemli ortamlardan biridir; fakat öğrenme bundan çok daha geniştir.
Yaz Tatili Neden Sadece “Ders Çalışmama” Dönemi Değildir?
Uzun bir eğitim döneminin ardından çocukların ve gençlerin dinlenmeye ihtiyacı vardır. Sürekli akademik performans beklentisi, öğrenmeyi zamanla bir merak alanından bir zorunluluğa dönüştürebilir. Bu nedenle tatilin pedagojik değeri, öğrencinin bütün gününü çalışma kâğıtları ve testlerle doldurmakta değil; dinlenme, oyun, sosyal etkileşim ve merak arasında sağlıklı bir denge kurabilmektedir.
Bir çocuğun yaz boyunca “kaç test çözdüğü” elbette ölçülebilir. Fakat “kaç kez kendi sorusunu sorduğu”, “hangi problemi kendi başına çözmeye çalıştığı” veya “hangi konuda yeni bir merak geliştirdiği” daha zor ölçülür. Buna rağmen uzun vadeli öğrenme açısından bu deneyimler son derece önemlidir.
Öğrenmenin Dönüştürücü Gücü
Öğrenme yalnızca bilgi biriktirmek değildir. İnsan yeni bir bilgi edindiğinde dünyaya bakışını değiştirebilir. Bir çocuk matematikte oran kavramını öğrendiğinde yalnızca bir ders konusunu tamamlamaz; tariflerdeki ölçüleri, haritalardaki ölçekleri veya günlük hayattaki karşılaştırmaları farklı okumaya başlayabilir.
Aynı durum sosyal bilgiler, fen bilimleri, edebiyat ve sanat için de geçerlidir. İyi bir öğrenme deneyimi öğrencinin zihninde “Bunu biliyorum” noktasından “Bunun başka ne anlamı olabilir?” noktasına geçiş yaratır.
Öğrenme Teorileri Bize Ne Söylüyor?
Eğitim tarihinde farklı öğrenme teorileri, insanın bilgiyi nasıl edindiği konusunda farklı açıklamalar geliştirmiştir. Davranışçı yaklaşımlar gözlenebilir davranışlara ve pekiştirmeye önem verirken bilişsel yaklaşımlar zihinsel süreçlere, yapılandırmacı yaklaşımlar ise öğrencinin bilgiyi aktif biçimde yapılandırmasına odaklanır.
Bugünün eğitim anlayışında bu yaklaşımların etkilerini farklı oranlarda görmek mümkündür. Özellikle öğrencinin yalnızca bilgiyi dinleyen değil, bilgiyle etkileşime giren bir özne olması fikri giderek daha fazla önem kazanmaktadır.
Yapılandırmacı Yaklaşım ve Aktif Öğrenme
Bir öğrencinin öğretmenin anlattığı bir konuyu dinlemesi ile o konu hakkında soru sorması, bir problem çözmesi, arkadaşlarıyla tartışması ve kendi açıklamasını oluşturması aynı öğrenme deneyimi değildir.
OECD’nin 2025 tarihli yüksek kaliteli öğretim çalışması, sınıf içi etkileşim, öğrenci iş birliği, soru-cevap, biçimlendirici değerlendirme ve metabiliş gibi uygulamaların öğrenme açısından önemini vurguluyor. Araştırma, öğretimin yalnızca bilgi aktarımı olarak değil, sürekli geri bildirim ve profesyonel değerlendirme gerektiren karmaşık bir süreç olduğunu ortaya koyuyor.
“Ben Nasıl Öğreniyorum?” Sorusu
Burada öğrencinin kendisine sorabileceği basit ama güçlü bir soru var:
Bir konuyu gerçekten öğrendiğimi nasıl anlıyorum?
Bu soru bizi metabiliş kavramına götürür. Öğrencinin kendi öğrenme sürecini fark etmesi; neyi bildiğini, neyi bilmediğini ve hangi stratejinin kendisi için işe yaradığını değerlendirmesi, gelecekteki öğrenmelerini de destekleyebilir.
Öğrenme Stilleri Gerçekten Öğrenmeyi Açıklıyor mu?
Eğitim dünyasında “Ben görsel öğreniyorum”, “Ben işitsel öğreniyorum” veya “Ben yaparak daha iyi öğreniyorum” gibi ifadeler oldukça yaygındır. Öğrencilerin kendileri hakkında böyle gözlemler yapması doğal olsa da pedagojik açıdan bu gözlemleri katı kategorilere dönüştürmek dikkat gerektirir.
OECD’nin yüksek kaliteli öğretim üzerine 2025 araştırması da öğrenme stilleriyle ilgili yaklaşımların kanıt temeli konusunda dikkatli olunması gerektiğine işaret ediyor. Öğrencileri değişmez “görsel”, “işitsel” veya başka bir öğrenen tipi olarak sınıflandırmak yerine farklı temsil biçimlerinden, uygun bilişsel zorluklardan, etkileşimden ve metabilişsel stratejilerden yararlanmak daha sağlam bir yaklaşım sunabilir.
Bu nedenle yaz tatilinde bir öğrencinin kendisine “Ben hangi öğrenme stiline sahibim?” sorusundan önce “Farklı yöntemlerle çalıştığımda ne değişiyor?” diye sorması daha verimli olabilir.
Öğretim Yöntemleri: Anlatmak mı, Yaptırmak mı?
Her konu için tek bir ideal öğretim yöntemi bulunmaz. Doğrudan anlatım bazı kavramların açık ve ekonomik biçimde aktarılması için yararlı olabilir. Proje tabanlı öğrenme ise öğrencinin bilgiyi gerçek yaşam problemleriyle ilişkilendirmesine imkân tanıyabilir.
Proje Tabanlı Öğrenme
Bir öğrencinin “su tasarrufu” konusunda yalnızca bir metin okuması ile kendi evindeki su kullanımını inceleyip çözüm önerileri geliştirmesi arasında pedagojik açıdan önemli bir fark vardır.
İkinci durumda öğrenci araştırır, veri toplar, karşılaştırır, hata yapar, yeniden düşünür ve sonuçlarını başkalarına aktarır. Böyle bir süreç akademik bilginin yanında problem çözme, iletişim ve iş birliği becerilerini de destekleyebilir.
Biçimlendirici Değerlendirme ve Geri Bildirim
Öğrenme açısından sınavın yalnızca bir “sonuç” aracı olması gerekmez. İyi tasarlanmış geri bildirim, öğrenciye “kaç aldın?” sorusundan daha fazlasını söyleyebilir: “Neyi doğru yaptın?”, “Nerede zorlandın?” ve “Bir sonraki adımın ne olabilir?”
Bu bakış açısı karneyi de farklı bir gözle değerlendirmeyi gerektirir. Karne bir dönemin özeti olabilir; ancak öğrencinin bütün potansiyelini, merakını, yaratıcılığını ve gelişim yolculuğunu tek başına anlatamaz.
Eleştirel Düşünme Neden Daha Fazla Önem Kazanıyor?
Günümüzde öğrenciler yalnızca okul kitaplarından bilgi almıyor. Sosyal medya, video platformları, arama motorları ve yapay zekâ sistemleri sürekli olarak bilgi sunuyor. Bu ortamda eğitim sisteminin görevi yalnızca “doğru cevabı bilen” öğrenciler yetiştirmekten giderek daha fazla “cevabın güvenilir olup olmadığını sorgulayabilen” bireyler yetiştirmeye doğru kayıyor.
Eleştirel düşünme, bir bilgiyi otomatik olarak kabul etmemek; kaynağını, kanıtını, bağlamını ve alternatif açıklamalarını değerlendirebilmektir. OECD’nin eğitimdeki küresel eğilimlere ilişkin 2025 raporu, kutuplaşma ve yanlış bilginin yayılması karşısında eleştirel düşünme ve medya okuryazarlığının önemini özellikle vurguluyor.
Bir Tatil Sorusu: İnternette Gördüğüm Her Şey Doğru mu?
Örneğin bir öğrenci yaz tatilinde sosyal medyada “Bu bitki kanser hücrelerini yok ediyor” şeklinde bir video gördüğünde ne yapmalı?
Videoyu paylaşmak mı? İnandığını söylemek mi? Yoksa kaynağı araştırmak, bilimsel kanıt aramak ve farklı kaynakları karşılaştırmak mı?
İşte eğitim burada hayatın kendisiyle buluşur. Eleştirel düşünme, yalnızca sınavlarda sorulan bir beceri değil, gündelik yaşamda karar vermeyi mümkün kılan bir yurttaşlık becerisidir.
Teknoloji Eğitimi Değiştiriyor, Ama Tek Başına Eğitimi İyileştirmiyor
Yapay zekâ, dijital platformlar, çevrim içi kaynaklar ve etkileşimli uygulamalar eğitim ortamlarını önemli ölçüde dönüştürüyor. Fakat “teknoloji kullanmak” ile “teknolojiyi pedagojik olarak doğru kullanmak” arasında büyük bir fark bulunuyor.
OECD’nin 2025 yılında yayımladığı kapsamlı literatür incelemesi, dijital araçlara erişimin tek başına eğitimsel kazanım sağlamadığını; teknolojinin etkisinin pedagojik tasarım, öğretmen kapasitesi ve kullanım biçimiyle yakından ilişkili olduğunu belirtiyor.
Yapay Zekâ Öğrencinin Yerine Düşünürse Ne Olur?
Yapay zekâ araçları bir öğrencinin sorusuna saniyeler içinde cevap verebilir. Fakat eğitim açısından daha önemli soru şudur: Öğrenci cevabı üretirken düşünme sürecinin ne kadarını kendisi gerçekleştirdi?
OECD’nin 2026 Dijital Eğitim Görünümü, yapay zekâ destekli öğrenmede öğrencinin özerkliğinin korunmasının temel bir pedagojik mesele olduğunu vurguluyor. Aşırı bağımlılık, zihinsel çabayı ve metabilişsel kazanımları zayıflatabilir; yapay zekânın öğrencinin yerine geçmekten çok öğrencinin düşünmesini desteklemesi gerektiği belirtiliyor.
Bu nedenle geleceğin öğrencisi için önemli becerilerden biri “yapay zekâdan cevap almak” değil, “yapay zekânın verdiği cevabı değerlendirmek” olabilir.
Eğitimde Başarı Neyi İfade Ediyor?
Başarı hikâyeleri çoğu zaman yüksek sınav puanları, derece ve ödüller üzerinden anlatılır. Oysa pedagojik başarı daha geniş bir kavramdır.
Derse katılmaktan çekinen bir öğrencinin zamanla soru sormaya başlaması, matematikten korkan bir çocuğun bir problemi çözmek için yeniden denemesi, okumayı sevmeyen bir öğrencinin kendi kitabını bulması veya farklı düşüncelere sahip arkadaşlarıyla sağlıklı biçimde tartışabilmesi de eğitimsel başarıdır.
OECD’nin 2025 yüksek kaliteli öğretim araştırması, farklı ülkelerdeki 150 okuldan elde edilen uygulama ve gözlemler üzerinden öğretimin karmaşıklığını ele alıyor. Bulguların önemli bir mesajı şu: Eğitimde sürdürülebilir gelişim çoğu zaman tek bir büyük yenilikten değil, etkili uygulamaların sürekli geliştirilmesinden doğuyor.
Küçük Bir Değişimin Büyük Sonucu
Bazen başarı hikâyesi bir öğrencinin notunun 70’ten 90’a çıkması değildir. Bazen başarı, öğrencinin “Ben bunu yapamam” cümlesinin yerine “Bir daha deneyeyim” demesidir.
Öğrenmenin dönüştürücü tarafı tam da burada ortaya çıkar. Bilgi değişir, beceri gelişir ve zamanla kişinin kendisi hakkındaki düşüncesi de dönüşebilir.
Pedagojinin Toplumsal Boyutu: Her Öğrenci Aynı Başlangıç Noktasında mı?
Eğitimi yalnızca sınıfın dört duvarı içinde değerlendirmek mümkün değildir. Bir öğrencinin evindeki kitap sayısı, internete erişimi, sessiz bir çalışma alanının bulunup bulunmaması, ailesinin eğitim deneyimi, ekonomik koşulları ve yaşadığı çevrenin sunduğu imkânlar öğrenme sürecini etkileyebilir.
Bu nedenle “başarılı öğrenci” ile “başarısız öğrenci” arasındaki farkı yalnızca bireysel çabayla açıklamak pedagojik olarak yetersiz kalabilir.
Eğitimin toplumsal boyutu, fırsat eşitliği ve erişilebilirlik sorularını gündeme getirir. Dijital eğitim bunun iyi bir örneğidir. Bir öğrencinin bilgisayar ve hızlı internet bağlantısına sahip olması ile yalnızca sınırlı bir mobil bağlantı üzerinden öğrenmeye çalışması aynı deneyim değildir.
Dijital Eşitsizlik Yeni Bir Eğitim Eşitsizliği mi?
Teknoloji eğitimde kişiselleştirme ve erişim açısından önemli fırsatlar sunabilir. Ancak teknolojiye erişimdeki farklılıklar aynı zamanda mevcut eşitsizlikleri büyütebilir. OECD de dijital eğitimde erişimin yanında güvenlik, dikkat dağınıklığı ve eşitlik gibi sorunların ele alınması gerektiğini vurguluyor.
Dolayısıyla geleceğin eğitim politikası “Her okula teknoloji verelim” cümlesinden daha kapsamlı olmak zorundadır. Asıl soru “Bu teknoloji hangi öğrencinin hangi ihtiyacını karşılıyor ve öğrenmeyi gerçekten nasıl iyileştiriyor?” olmalıdır.
Yaz Tatilinde Öğrenmeyi Nasıl Canlı Tutabiliriz?
Yaz tatilini ikinci bir okul dönemine dönüştürmek doğru olmayabilir. Bunun yerine günlük hayatın içindeki öğrenme fırsatlarını fark etmek daha doğal bir yaklaşım sunabilir.
Kitap, Oyun, Doğa ve Merak
Birlikte yemek yapmak matematiksel ölçüleri konuşmak için, pazara gitmek bütçe ve fiyat karşılaştırması yapmak için, seyahat etmek coğrafyayı gözlemlemek için, bir belgesel izlemek bilimsel sorular üretmek için kullanılabilir.
Çocukların oyun oynarken kurduğu kurallar bile sosyal öğrenmenin bir parçasıdır. Bir oyunda kaybetmek, strateji değiştirmek, arkadaşını dinlemek, sıra beklemek ve anlaşmazlığı çözmek; okul kitabında yazmayan ama yaşam boyunca ihtiyaç duyulan becerilerdir.
Çocuklara Sorulabilecek Sorular
Yaz tatilinde öğrenmeyi desteklemek için bazen uzun ders programlarına değil, iyi sorulara ihtiyaç vardır:
- Bu konuda seni en çok şaşırtan şey ne?
- Bunu başka birine nasıl anlatırdın?
- İlk düşündüğün şey neden değişti?
- Bu bilgiyi nereden öğrendin?
- Başka bir açıklama mümkün mü?
- Bir daha deneseydin neyi farklı yapardın?
- Bu öğrendiğin şey günlük hayatında nerede karşına çıkabilir?
Bu soruların ortak noktası, öğrenciyi hazır cevaptan düşünme sürecine taşımalarıdır.
Kişisel Bir Anekdotun Bıraktığı İz
Çocukluk dönemlerinde çoğumuzun hafızasında bir öğretmenin söylediği tek bir cümle, bir arkadaşla yapılan uzun bir konuşma veya bir kitabın bizi şaşırttığı bir an kalmıştır. Yıllar sonra ders kitabının sayfalarındaki ayrıntılar silinebilir; fakat “Bir şeyi kendim başardığımda ne hissetmiştim?” sorusunun cevabı daha uzun süre yaşayabilir.
Bir öğrencinin bir problemi çözemediği için defterini kapatıp birkaç dakika sonra yeniden açtığını düşünelim. İlk bakışta çok küçük bir olaydır. Fakat o anda öğrenci yalnızca matematik öğrenmiyor olabilir. Aynı zamanda başarısızlıkla nasıl başa çıkacağını, sabrın ne olduğunu ve öğrenmenin bazen tekrar tekrar denemeyi gerektirdiğini öğreniyordur.
Belki yıllar sonra o öğrencinin hatırlayacağı şey problemin cevabı olmayacaktır. Fakat “Pes etmemiştim” duygusu kalacaktır.
2026 Sonrası Eğitimde Hangi Trendler Öne Çıkacak?
Eğitimin geleceği yalnızca daha fazla ekran veya daha gelişmiş yapay zekâ anlamına gelmiyor. Asıl dönüşüm, teknolojinin insan öğrenmesini nasıl destekleyeceği konusunda yaşanabilir.
Yapay Zekâ Destekli Kişiselleştirilmiş Öğrenme
Yapay zekâ, öğrencinin seviyesine göre alıştırma oluşturma, anında geri bildirim verme ve öğrenme sürecindeki bazı örüntüleri belirleme konusunda önemli fırsatlar sunabilir. Ancak insan öğretmenin yerini tamamen almak yerine öğretmenin karar verme kapasitesini destekleyen bir araç olarak konumlandırılması daha güçlü bir pedagojik çerçeve oluşturabilir. OECD’nin 2026 raporu da AI destekli öğrenmede “öğretmenin süreçte kalması” yaklaşımını özellikle öne çıkarıyor.
Metabiliş ve Öğrenmeyi Öğrenme
Geleceğin öğrencisinin yalnızca bilgiye sahip olması yeterli olmayacak. Bilgiye nasıl ulaşacağını, bilginin güvenilirliğini nasıl değerlendireceğini ve yeni bir konuyu nasıl öğreneceğini de bilmesi gerekecek.
OECD’nin dijital dünyada öğrenmeye yönelik PISA 2025 çerçevesi de öz düzenlemeli öğrenme ile dijital araçları kullanarak problem çözme ve araştırma becerilerini merkeze alıyor.
Hibrit ve Esnek Öğrenme Modelleri
Çevrim içi ve yüz yüze öğrenmenin birbirine rakip olmak yerine birbirini tamamladığı modellerin önemi artabilir. Özellikle proje çalışmaları, tartışmalar, uygulamalı etkinlikler ve geri bildirim gerektiren süreçlerde yüz yüze etkileşimin gücü korunurken dijital ortamlar kaynaklara ve kişiselleştirilmiş öğrenmeye erişimi genişletebilir.
Araştırmalar, tamamen çevrim içi öğrenmenin her durumda yüz yüze öğrenmeden üstün olduğunu göstermiyor. Bununla birlikte iyi yapılandırılmış harmanlanmış ve ters yüz öğrenme modellerinin üst düzey düşünme becerilerini destekleyebileceğine ilişkin bulgular bulunuyor.
Okulların Kapanmasıyla Asıl Soru Başlıyor
“2026’da okullar ne zaman kapanıyor?” sorusunun takvimsel cevabı nettir: 26 Haziran 2026 Cuma. Fakat pedagojik açıdan bu cevap yalnızca başlangıç noktasıdır.
Asıl mesele, öğrencilerin okul kapandıktan sonra ne öğrendiği kadar, öğrenmeye ilişkin nasıl bir ilişki geliştirdiğidir.
Çocuk, öğrenmeyi yalnızca sınavdan yüksek not almak olarak görürse eğitim dar bir performans alanına dönüşebilir. Öğrenmeyi merak etmek, araştırmak, yanılmak, yeniden denemek ve başkalarının fikirlerini değerlendirmek olarak görürse eğitim yaşamın tamamına yayılan bir güce dönüşür.
Bu yüzden yaz tatiline girerken belki de en değerli soru “Çocuğum bu yaz kaç soru çözecek?” değildir.
Daha anlamlı sorular şunlar olabilir:
Bu yaz neyi merak edecek?
Hangi konuda kendi sorusunun peşinden gidecek?
Bir şeyi yanlış yaptığında yeniden denemesine ne yardımcı olacak?
Karşılaştığı bir bilgiyi sorgulayabilecek mi?
Ve en önemlisi, öğrenmenin kendisinden keyif alabilecek mi?
Sonuç: Tatil Biter, Öğrenme Devam Eder
Okul takvimi bize başlangıçları ve bitişleri gösterir. Oysa insanın öğrenme yolculuğunda kesin başlangıç ve bitiş çizgileri yoktur. Bir çocuğun merakı okul bahçesinden parka, sınıftan mutfağa, kitaptan internete, öğretmenden arkadaşlarına taşınabilir.
2026 eğitim yılının kapanışı bu nedenle yalnızca bir karne günü olarak değil, öğrenmenin başka biçimlere dönüştüğü bir eşik olarak düşünülebilir.
Eğitim teknolojileri gelişecek, yapay zekâ daha fazla sınıfa girecek, öğretim yöntemleri değişecek ve geleceğin meslekleri bugünkünden farklılaşacak. Fakat bütün bu dönüşümlerin merkezinde aynı temel soru kalacak: İnsanları daha iyi düşünen, daha meraklı, daha bağımsız ve daha duyarlı öğrenenlere nasıl dönüştürebiliriz?
Belki de geleceğin en başarılı eğitim sistemi, en çok bilgi yükleyen sistem değil; öğrencilerine bilgiyle ne yapacaklarını, bilmedikleriyle nasıl yaşayacaklarını ve yeni şeyler öğrenmeye nasıl devam edeceklerini öğreten sistem olacaktır.
Çünkü okul bir gün kapanır. Ders biter. Karne verilir. Sıralar boşalır. Fakat gerçekten öğrenmeyi öğrenen bir insan için zil hiçbir zaman tamamen çalmaz.
Tarihi gelecekteki zamanla tutarlı yaz
Kapanış tarihi bilgisini bir kez açıkla
Asroyaldoor olarak 2026’da okullar ne zaman kapanıyor hakkında daha detaylı içerikleri hazırlamayı sürdürüyoruz.